Huzursuzluğun Kitabı
30 Mart 2011 Çarşamba
Bütün eylem adamları aslında enerjik ve iyimserdir, çünkü hiçbir şey hissetmezseniz mutlu olursunuz. Bir eylem adamını hep keyifli olmasından tanırsınız. Asık suratla çalışanlar ise, ikinci dereceden eylemci sayılır; hayatın içinde, genel, büyük hayatın içinde bir muhasebeci yardımcısı olabilirler, mesela benim gibi. Ama hiçbir şekilde olaylara ve insanlara hükmedemezler. Kumanda edebilmek için duyarlılık gerekir. Başkalarını yönetmenin yolu neşeli bir mizaca sahip olmaktır, çünkü hüzün, hisleri olanların harcıdır.
Tweet
Gönderen
Unknown
zaman:
05:27
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Fernando Pessoa,
Kitap
Cet obscur objet du désir

Arzunun belirsiz nesnesi ya da Bunuel'in gösterimiyle o istemenin kara mizahı. Bir şeyi ne kadar isteyebilirsiniz ve ne kadar isterken sizsiniz? Arzulanan nedir, arzuların zayıflığı sizi aslında istenen o nesneye mi dönüştürür.Bunuel tüm bu soruların cevaplarını bulmak için seyirciye bir sürpriz sunuyor filmde Conchita rolünü iki kadına oynatarak hem de aynı an da.
Gönderen
Unknown
zaman:
04:18
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Luis Buñuel,
Sinema
Yaşama Uğraşı
18 Şubat 2011 Cuma
Bir çeşit insan vardır ki, hayattan bir şey beklememeye alışmıştır; ne yaptığı bir iş, ne de çektiği acı için bir karşılık umar. Ne olursa olsun, hiç kimseden, hatta yardım ettiklerinden bile bir şey beklemez. Dolayısıyla, ancak dilediği zaman başkalarına yardım eder. Tıpkı benim gibi.
Kimbilir kaç kez o güvenli ve yerinde karara vardık: Ondan 'uzak duracak', ona sanki her şey şimdi başlıyormuş gibi davranacak, bu arada da onun her tutumunu biliyor olmanın getirdiği büyük avantaja sahip olacaktık. Ve kimbilir kaç kez bunu başaramadık? Niçinine bir bakalım. Yalnızlıkla bütünleşip onun karşısında kurban rolünü oynadık. Onun karşısında sakin ve hazır olmalısın; yalnızlığına dalmalısın. Artık kaya ol, dalga değil. '33'nte sandaldaki sağlamlığına yeniden kavuş. Boşalan içsel enerjini tazele. Rıza göster, talep etme. Bekle. Her dürtünün seni nerelere götüreceğini gör. O bildik alçaltıcı durumlara götüren bütün dürtülere egemen ol. Bunu yapamazsan, hiçbir şey yapamazsın.
Tweet
Kimbilir kaç kez o güvenli ve yerinde karara vardık: Ondan 'uzak duracak', ona sanki her şey şimdi başlıyormuş gibi davranacak, bu arada da onun her tutumunu biliyor olmanın getirdiği büyük avantaja sahip olacaktık. Ve kimbilir kaç kez bunu başaramadık? Niçinine bir bakalım. Yalnızlıkla bütünleşip onun karşısında kurban rolünü oynadık. Onun karşısında sakin ve hazır olmalısın; yalnızlığına dalmalısın. Artık kaya ol, dalga değil. '33'nte sandaldaki sağlamlığına yeniden kavuş. Boşalan içsel enerjini tazele. Rıza göster, talep etme. Bekle. Her dürtünün seni nerelere götüreceğini gör. O bildik alçaltıcı durumlara götüren bütün dürtülere egemen ol. Bunu yapamazsan, hiçbir şey yapamazsın.
Gönderen
Unknown
zaman:
13:21
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Cesare Pavese,
Kitap
The Passion of Anna
17 Şubat 2011 Perşembe

Bir çok Bergman filmi izlemiş olmama rağmen bu film ile kendi Bergman silüetimi farklılaştırdığımı düşünüyorum bunun sebebi olarak filmin içindeki yönetmenin deneysel duran oyuncularına yüklediği karakterleri analiz etme görevleri gösterilebilir ama hayır, Andreas'ın kendi içine yolculuğunu dışa vurduğu tiradı Anna'nın kendi olgusuna olan sözleri belki de buna sebeptir. Kim bilir belki de hiçbiridir.
Anna
Andreas
Andreas
Gönderen
Unknown
zaman:
15:16
2
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Ingmar Bergman,
Sinema
El Topo
15 Şubat 2011 Salı

“Köstebek yeraltında tüneller kazan bir hayvandır. Güneş arayışı içinde bazen yeryüzüne çıkar. Güneşi gördüğünde ise körleşir.” Şilili yönetmen Alejandro Jodorowsky'nin metafor bombardımanına bu sözlerle giriyoruz. 4 kısımdan oluşan hikayede akla gelebilecek bir sürü soru ve bir sürü cevapsız başlık bulmak mümkün sinemanın o cevap aramayışına ve sorunları dile getirişine teslim olmak gerekiyor. Alejandro Jodorowsky'de kendisini anlatırken Şili’de, Rus bir baba ve Rus kökenli Arjantinli bir anneden doğdum. “Çocuklar Rus olduğum için, gençler Yahudi olduğum için, Fransızlar Şilili olduğum için, Meksikalılar da Fransız olduğum için beni kabul etmediler, Amerikalılar ise beni Meksikalı zannettiler”. diyerek sadece bir yeri işaret etmenin anlamına saklıyor kendisini.
İşte Köstebek şimdi doğu ve batıyı dinleri ve ahlak'ı kendi penceresinden toprağın altından çıkartıyor.
Gönderen
Unknown
zaman:
06:40
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Alejandro Jodorowsky,
Sinema
The Cranes are Flying
14 Şubat 2011 Pazartesi

Gökyüzüne bak leylekler uçuyor bir gemi gibi süzülüyorlar. Ve savaş tüm yıkıcılığı ile şehirleri evleri yıkıyor, belki de bunlardan fazla insanları. Çaresizlik sarıyor tüm gökyüzünü leyleklerin aksine, ne olursa olsun umut her zaman taze kalmalı değil mi? Hem de her ne olursa olsun. Savaş ne denli kötü de olsa biz umutsuz olmamalıyız. Bir müddet uzaklara savrulacağız belki, birbirimizi göremeyeceğiz; olsun yeniden bir araya gelmek yeniden sevmek için belki de. Kim bilir belki o zaman leylekler yeniden gökyüzünde uçarlar.
Gönderen
Unknown
zaman:
09:34
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Mikhail Kalatozov,
Sinema
Otoyol Uykusu
Köle ticaretinin insanın genel ahlak kaideleriyle bağdaşmadığını fark ettiğimden, görevden affımı istemiştim.Artık beyaz şahinimle uzun otoyol yolculuklarına çıkıyor, bir zamanlar otoyol üzerinde yaya olarak yaptığım çılgınlıkların bir eşini otomobille deniyordum. Yaptığım manevralarda ölümden kıl payı kurtuluyor olmam, beni bütün derdimin ölüm denen o eşsiz hadiseyle hesaplaşmak, onunla yarışmak olduğu yolunda bir kanıya vardırmıştı. Otomobilimin arkasına bir edebiyat dergisinden aklımda kalan iki dizeyi hislerime tercüman olsunlar kabilinden kocaman harfle yazmış ve maceraperestliğimin harikulade bir ifadesi olarak gördüğüm bu dizelerin sahibine minnet duymuştum. "Yar ölüm benimlen yarışıyor / Daha güzel bir sevgili olmaya"
Otoyollarda direksiyon başında geçen uzun saatlerde yepyeni bir alışkanlık edinmiştim. Bir süre sonra düşler ummanına dalıyor, ne uyur ne de uyanık bir halde zamanın koca boşluğunda salınıp duruyordum. Kimileyin gezegenlerde Küçük Prens'le dünya ahvali üzerine gevezeliklere dalıyor, kimileyin Nemeçek'le birlik edip Palm Sokağı'nı kurtarıyordum.Düşlerden birinde Çöp Kız Selma ile Pippi Uzunçorap'ın akraba olduklarını keşfettim.Keşfimi onlara açtığımda elele tutuştular ve gülümseyerek bana baktılar. Ne kadar da safsın dediler...
Tweet
Otoyollarda direksiyon başında geçen uzun saatlerde yepyeni bir alışkanlık edinmiştim. Bir süre sonra düşler ummanına dalıyor, ne uyur ne de uyanık bir halde zamanın koca boşluğunda salınıp duruyordum. Kimileyin gezegenlerde Küçük Prens'le dünya ahvali üzerine gevezeliklere dalıyor, kimileyin Nemeçek'le birlik edip Palm Sokağı'nı kurtarıyordum.Düşlerden birinde Çöp Kız Selma ile Pippi Uzunçorap'ın akraba olduklarını keşfettim.Keşfimi onlara açtığımda elele tutuştular ve gülümseyerek bana baktılar. Ne kadar da safsın dediler...
Gönderen
Unknown
zaman:
09:30
1 yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Kemal Sayar,
Kitap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)