Fyodor Mihailoviç Dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beyaz Geceler

23 Haziran 2011 Perşembe

“Daha neler duyacaksınız Nastenka! Size Nastenka demekten hiç bıkmayacağım. Bu köşelerde yaşayanlar garip, hayalperest insanlardır. Bir hayalperest – eğer tam tanımını öğrenmek isterseniz- tam olarak insan sayılmaz. Cinsiyeti olmayan bir yaratıktır. Sanki gün ışığından bile saklanmak istiyormuş gibi, genellikle ulaşılmaz köşelerde oturmayı seven, bir kez köşesine çekilince de oraya salyangoz gibi yapışan, hatta bu bakımdan eviyle tek parça olabilen o komik hayvan kaplumbağaya da benzetilebilen bir yaratıktır. Sizce istisnasız yeşil boyalı, kirli, kasvetli ve mutlaka tütün kokan duvarlarına neden bu kadar düşkündürler? Yeni arkadaşlarından biri onu ziyarete geldiğinde – zaten çok az arkadaşı kalmıştır- neden bu tuhaf adam sıkılgan bir bakışla onu karşılar? Neden bu kadar huzursuzdur? Neden sanki evinde cinayet işlenmiş ya da sahte para basıyormuş gibi sıkılmaktadır? Ya da neden sanki bir matbaaya imzasız bir mektup yazıp ilişikte gönderdiği şiirlerin ölen bir dostuna ait olduğunu ve kutsal görevi olarak onları bastırmak istediğini söyleyip, aslında kendi şiirlerini gönderirken yakalanmış gibi utanır? Söylesenize bayan Nastenka, neden iki arkadaş arasındaki sohbette söz tıkanır? Zamansızca geliveren ve başka zaman olsa güle oynaya konuşan, şakalaşan şaşkın ziyaretçinin dudaklarından, neden tek bir kahkaha ya da nükteli bir kelime çıkmaz? Ya kadınlar hakkında sohbet? Ya başka tür neşeli konuşmalar? Peki neden, belki de yeni tanışılmış ve ilk ziyaretini yapan- ve bir daha da ikincisini yapmayacak olan- bu ziyaretçi kendisi de sıkılır; neden zekasına rağmen – tabii eğer varsa- durumu düzeltmeye çalışan, konuşmayı canlandırabilecek bir konu bulmak, kendisinin de bu dünyanın adamı olduğunu ve kadınlardan konuşabileceğini kanıtlamak için boşu boşuna çırpınmaktan altüst olan ev sahibinin şaşkın suratına bakınca dili tutulur? Ev sahibi yanlış yere gelmiş, yanlışlıkla uğramış gibi görünen zavallı konuğunu memnun etmek için elinden geleni yapar, en azından onu oyalayabilme konusunda endişeli olduğunu gösterir. Neden ziyaretçi aslında hiç var olmayan çok önemli bir iş randevusunu bahane ederek birden ayağa fırlayıp şapkasına uzanır ve ne kadar üzgün olduğunu göstermek, kaybettiği şey düzeltmek için boşu boşuna elinden geleni yapmaya çalışan ev sahibinden kendisini güçlükle kurtarmaya çalışır? Neden ziyaretçi kendisini kapının dışına atıverince kahkahasını koyuverir? Neden tuhaflığına rağmen hiç kuşkusuz mükemmel bir insan olan arkadaşının yanına bir daha uğramayacağına yeminler eder? Neden ziyareti boyunca elinde olmadan arkadaşının suratını çocuklar tarafından haince ele geçirilmiş ve her türlü aşağılanmaya maruz kalmış mutsuz bir kedi yavrusunun suratına benzetmekten kendini alamaz? Zavallı kedicik de işkencecilerden saklanmak için koltuğun altına, karanlığa gizlenir, ancak orada huzur bulur. Tüyleri diken diken olur, bir saat kadar ön patilerini yalayıp aşağılanmış yüzünü temizler, sonra da hayata, doğaya, hatta merhametli kahyanın efendisinin sofrasından alıp kendisine uzattığı artıklara bile düşmanlıkla bakar?

Yeraltından Notlar

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Uzun bir süredir böyle yaşıyorum, belki yirmi yıldır. Şu an kırk yaşındayım. Eskiden çalışırdım, şimdi işi bıraktım. Aksi bir memurdum, kabaydım; böyle davranmak, bana haz verirdi. Rüşvet almadığım için kaba davranma hakkını kendimde buluyor, böylece avunuyordum. (Kötü bir espri ama karalamayacağım üzerini. Yazarken güzel olacağını sanmıştım; şu anda bunun böyle olmadığını ve sözlerimin çirkin bir böbürlenmeden öteye geçmediğim gayet iyi biliyorum. Böyle olduğunu bildiğim halde, yine de üzerini karalamayacağım!)

İşlerini yaptırmak üzere masama gelenlerle dişlerimi gıcırdatarak konuşur, birinin canını sıktım mı, büyük bir haz duyardım. Bunda da çoğu zaman başarılı olurdum. Böyleleri, genellikle pısırık olur. Sadece kendini beğenmiş bir subaydan nefret ederdim. Bir türlü yola gelmek bilmez, kılıcını şakırdatarak karşımda dikilirdi. Onunla kılıcı yüzünden tam bir buçuk yıl mücadele ettim. Sonunda kazanan taraf ben oldum ve o da kılıcını şakırdatmaktan vazgeçti. Gerçi bu, gençliğimde olmuş bir olay...

Ama sevgili okuyucularım, benim asıl kötülüğümün nereden geldiğini biliyor musunuz? Ben, bu kepazeliğimi her anımda, hatta en hırçın olduğum anlarda bile hissetmekten kendimi alamıyordum. Aslına bakılırsa, ne kötü, ne de hırçın biriydim. Bütün hareketlerim, eğlence olsun diye yaptığım saçmalıklardan ibaretti. Öfkemden ağzım köpürmüşken biraz olsun güleryüz gösterip, önüme şekerli bir bardak çay sürüldü mü yumuşayıverirdim. Üstelik duygulanırdım da... Ama sonradan kendime kızar, utancımdan aylarca uyuyamazdım. Huyum böyleydi işte. Biraz önce aksi bir memur olduğumu söylemiştim ya, yalan! Hıncımdan öyle söyledim. İşlerini yaptırmak için gelenlere de, subaya da iş olsun diye diklenirdim; gerçekte hiçbir zaman aksi biri olamadım. İçimde her an bunların tam tersi olan duyguların varlığını hissediyordum. Bu duyguların yaşamım boyunca beni bırakmadıklarını, dışarı taşmak için firsat kolladıklarını biliyordum. Fakat buna izin vermezdim; bile bile engel olurdum. Bu yüzden utançtan yerin dibine giriyor, öfkemden patlayacak hale geliyordum. Sonunda öylesine bir bezginlik verdiler ki, anlatamam! Bunları yazarken sanki pişmanmışım, özür diliyormuşum gibi bir halim mi var baylar?.. s.9-10

Budala

13 Şubat 2011 Pazar

Prens, odanın bir köşesinde oturmuş özenle yazısını hazırlarken bütün bu konuşmaları duymuştu.Yazsını bitirerek masaya yaklaştı, kağıdı Genarel'e uzattı.O arada potreye dikkatlice ve merakla baktıktan sonra, demek Nastasya Filippovna bu ha dedi? ve hemen içtenlikle ekledi. İnanılmaz derecede güzel bir kadın. Gerçekten de çok güzel bir kadının resmiydi bu. Üzerinde son derece sade, siyah, zarif ipek bir elbise vardı.Koyu kumral saçları basit ve özensiz bir biçimde toplanmıştı.Koyu renkli gözlerinin bakışları çok derindi; alnının düşünceli bir ifadesi vardı.Yüzündeki anlatım ihtiraslı ve gururluydu.Ancak yüzü biraz zayıf ve solgundu