Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık. Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
Ah Milena... Denize düşmüşüz sanki, elimizde olmadan oradan oraya sürükleniyoruz... Boğulmuyorsak, bu da kötülük olsun diyedir. Hergün yazma diye yakarmıştım geçenlerde, yalanım yoktu, içten bir dilekti bu, korkuyordum mektuplarından, rahatlıyordum mektup gelmeyince; bir mektubunu görünce masamın üstünde, bütün gücümü toparlamam gerekiyordu, gücüm hiç ama hiç yetmiyordu- gene de: Bugün şu iki kartın gelemseydi mutsuz olacaktım, hem de ne türlü. Sağol Milena.
Yeryüzünün şu itişip kakışmasını hiçe sayarak, yalnız ikimizi ilgilendiren konulardan söz edebiliyorum sana. Bütün öteki olaylar ilgilendirmez oldu beni. Kötü, çok kötü! Ama ne gelir elden? Dilim dönmüyor, başımı göğsüne dayamış kalmışım öylece.
Balkonda aç bir serçe duruyor ben de ekmek kırıntılarını odanın içine bırakıyorum. Aç olduğu halde, yaşamak için buna ihtiyaç olduğu halde tedirgin bekliyor. Çünkü içerisi onun için bilinmeyen karanlık bir yer. Ekmek onu kendisine çekiyor o da odanın içinde sayılır her şeyiyle bunu istiyor. Sonra silkinip kendine geliyor ve kaçıp gidiyor. Biliyorum kıpırdayıp korkutmasaydım onu korkup kaçmayacaktı oradan. Gelip ihtiyacı olan ekmeği alıp gidecekti…
Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milena'ya Mektuplar
8 Şubat 2011 Salı
Gönderen
Unknown
zaman:
07:48
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Franz Kafka,
Kitap
Babaya Mektup
28 Ekim 2010 Perşembe
Bana bir kere bile gerçekten vurmadığın da doğru.Ama bağırman, yüzünün kızarması, pantolon askılarını hızlıca çözmen bunların iskemlenin sırtında hazır beklemesi benim için neredeyse daha da kötüydü.Sanki birinini asılması gibiydi.İnsan gerçekten asılırsa ölür ve her şey biter.Ama asılması için yapılan bütün hazırlıkları yaşamak zorunda bırakılır ve ancak ilmek yüzünün önünde sallanırken affedildiğini öğrenirse bütün hayatı boyunca bunun eziyetini çekebilir. Ayrıca senin açıkca gösterdiğin düşüncene göre dayağı hak ettiğim ama senin bağışlayıcılığın sonucu bundan ucu ucuna kurtulduğum bu pek çok olay sonucunda yine yalnızca büyük bir suçluluk bilinci birikiyordu.Sana karşı her bakımdan borçluydum.
Tweet
Gönderen
Unknown
zaman:
06:05
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Franz Kafka,
Kitap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)