Ankara, Ekim, 1966 Odanın içinde geziyorum. Bazı bazı burada gezinmem gerekiyor.Resimlere, duvarlara, kendi resimlerime bakıyorum.Hep Bach'ın süitlerinin ilk kısmını dinliyorum.Hiç yemek yemedim bugün.Öyle sanıyorum ki artık hiç yemek yemeyeceğim.Uyumayacağım.Çünkü artık uyuyan ben değilim.Ben beni bunaltıyor.Ben'in yazdığı bu satırlar canımı sıkıyor benim. Tezer
Bir ben.Diğer benler gibi.Bugün eski ben'lerimden biri olduğumu duydum.Karşılıklı gülsek.Gülebilir miyiz dersin?Gülebilir misin?
Bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum.Bugün senin Bozgun'u okumaya çalıştım.Üç kelime okuyabildim. Elim, elimden çıkan kelimeler benden uzaklaşıyor.Bu satırlar ben değil artık. Kafamdan geçenleri yazamam. Bir şey geçmiyor çünkü
Her Şeyin Sonundayım
12 Şubat 2011 Cumartesi
Gönderen
Unknown
zaman:
09:23
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Ferit Edgü,
Kitap,
Tezer Özlü
Kárhozat
11 Şubat 2011 Cuma

Lanetli bir aşk mı? Yoksa varolmanın o ezici ağırlığında kaybolan insanın sessizliği mi? Kamera dakikalarca planın üzerinde kalır bitmyecek sanılan o anların hissi öylesine kuvvetli belli ederki kendisini insan şimdi delireceğim tam şimdi delirmeliyim demeyi bekler. Dış dünyanın seslerine kulak verirsiniz her sahnesinde bu bazen bir çekicin inip kalkması bazen rayların sesleri bazen de fabrikanın çarklarıdır. Gerçeğin acıtıcılığını duyurur sesler. Sevgi lanetlemiştir.
"Sana inandığım şekilde inanabileceğim birisinin olacağına daha önce inanmıyordum. Birisi beni konuşmaya değeceğine inandırdı. Seni anlıyorum, seni sevdiğimi fark ettim ve bu sevgi bitmeyecek. Sen bu öykünün dışında kalabilirsin. Bir şey istemiyorum..."
Gönderen
Unknown
zaman:
13:14
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bu Bir Pipo Değildir
10 Şubat 2011 Perşembe
Gördüğünüz gördüğümüz müdür? Bu bir pipodur.Mudur? Birinci çizim sadece yalınlığıyla şaşkınlık uyandırır. İkincisi kasıtlı belirsizlikleri göz önüne serip çoğaltıyor. Şövalenin üzerinde dik duran ve ahşap kamalara dayanan çerçeve, bir ressamın tablosunun söz konusu olduğunu belirtiyor.
Tweet
Gönderen
Unknown
zaman:
06:07
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Kitap,
Michel Foucault
Certified Copy
8 Şubat 2011 Salı

Bir çift nasıl olmalıdır ? Hayır, hayır bir çift nasıl görünebilir. Hayaller, beklentiler ve gerçek Abbas Kiarostami'nin gözünden...
Gönderen
Unknown
zaman:
07:51
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Abbas Kiarostami,
Sinema
Milena'ya Mektuplar
Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık. Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
Ah Milena... Denize düşmüşüz sanki, elimizde olmadan oradan oraya sürükleniyoruz... Boğulmuyorsak, bu da kötülük olsun diyedir. Hergün yazma diye yakarmıştım geçenlerde, yalanım yoktu, içten bir dilekti bu, korkuyordum mektuplarından, rahatlıyordum mektup gelmeyince; bir mektubunu görünce masamın üstünde, bütün gücümü toparlamam gerekiyordu, gücüm hiç ama hiç yetmiyordu- gene de: Bugün şu iki kartın gelemseydi mutsuz olacaktım, hem de ne türlü. Sağol Milena.
Yeryüzünün şu itişip kakışmasını hiçe sayarak, yalnız ikimizi ilgilendiren konulardan söz edebiliyorum sana. Bütün öteki olaylar ilgilendirmez oldu beni. Kötü, çok kötü! Ama ne gelir elden? Dilim dönmüyor, başımı göğsüne dayamış kalmışım öylece.
Balkonda aç bir serçe duruyor ben de ekmek kırıntılarını odanın içine bırakıyorum. Aç olduğu halde, yaşamak için buna ihtiyaç olduğu halde tedirgin bekliyor. Çünkü içerisi onun için bilinmeyen karanlık bir yer. Ekmek onu kendisine çekiyor o da odanın içinde sayılır her şeyiyle bunu istiyor. Sonra silkinip kendine geliyor ve kaçıp gidiyor. Biliyorum kıpırdayıp korkutmasaydım onu korkup kaçmayacaktı oradan. Gelip ihtiyacı olan ekmeği alıp gidecekti…
Tweet
Ah Milena... Denize düşmüşüz sanki, elimizde olmadan oradan oraya sürükleniyoruz... Boğulmuyorsak, bu da kötülük olsun diyedir. Hergün yazma diye yakarmıştım geçenlerde, yalanım yoktu, içten bir dilekti bu, korkuyordum mektuplarından, rahatlıyordum mektup gelmeyince; bir mektubunu görünce masamın üstünde, bütün gücümü toparlamam gerekiyordu, gücüm hiç ama hiç yetmiyordu- gene de: Bugün şu iki kartın gelemseydi mutsuz olacaktım, hem de ne türlü. Sağol Milena.
Yeryüzünün şu itişip kakışmasını hiçe sayarak, yalnız ikimizi ilgilendiren konulardan söz edebiliyorum sana. Bütün öteki olaylar ilgilendirmez oldu beni. Kötü, çok kötü! Ama ne gelir elden? Dilim dönmüyor, başımı göğsüne dayamış kalmışım öylece.
Balkonda aç bir serçe duruyor ben de ekmek kırıntılarını odanın içine bırakıyorum. Aç olduğu halde, yaşamak için buna ihtiyaç olduğu halde tedirgin bekliyor. Çünkü içerisi onun için bilinmeyen karanlık bir yer. Ekmek onu kendisine çekiyor o da odanın içinde sayılır her şeyiyle bunu istiyor. Sonra silkinip kendine geliyor ve kaçıp gidiyor. Biliyorum kıpırdayıp korkutmasaydım onu korkup kaçmayacaktı oradan. Gelip ihtiyacı olan ekmeği alıp gidecekti…
Gönderen
Unknown
zaman:
07:48
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Franz Kafka,
Kitap
Yes
7 Şubat 2011 Pazartesi
Gönderen
Unknown
zaman:
15:43
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Sally Potter,
Sinema
Hitchcock Ya da bir filmi yeniden çekmenin özel bir yolu var mı?
Madeleine'nin saç kesiminde yinelenen buklesi olarak; sonra kilise kulesinin uçurum çemberi olarak ve son olarak eski püskü otel odasında tutkuyla kuçaklaşmış.
Tweet
Gönderen
Unknown
zaman:
15:13
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Kitap,
Slavoj Zizek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
